1. Bikifi
  2. Lise Ders Notları
  3. Türk Dili ve Edebiyatı Ders Notları
  4. Şiirde Ahenk Unsurları

Şiirde Ahenk Unsurları

Ahenk kelime anlamı olarak uyum demektir. Şiirde ahenk ise kelimelerin, ses ve anlamsal olarak birbirleriyle uyum içerisinde kullanılması ile birlikte oluşur.

Şiirde 6 tane ahenk unsuru bulunmaktadır:

Yukarıda belirtilen ahenk unsurları olmadan da şiir yazılabilmektedir. Buna birinci yeniler (Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet ve Oktay Rifat) ve bu akımdan etkilenen şairleri örnek olarak gösterebiliriz. Şiiri düzyazıdan ayıran, şiiri şiir yapan bu ahenk unsurlarıdır. Bu ahenk unsurlarını kullanmadan şiir yazmak zannedildiği kadar kolay değil aksine çok zor bir iştir. Ahenk unsurlarına başvurmadan şiir yazmaya çalışmak; çivi, tuğla vb. gibi araçlar olmadan ev yapmaya benzemektedir. Ahenk unsurları kötü bir şiirin kusurlarını örter, yazılan bir düzyazının şiire benzemesini sağlamaktadır. Yani ahenk unsurlarını kullanmadan iyi bir şiir yazmak ustalık hatta dahiliktir.

Ölçü

Başka milletlerin edebiyatında olduğu gibi Türk edebiyatında da ölçü vazgeçilmeyen ahenk unsurlarının başında gelmektedir. 1500 yıllık edebiyat tarihimizde ölçü olarak hece ölçüsü ve aruz ölçüsü kullanılmıştır.

Hece Ölçüsü

Hece ölçüsü milli yani bizim ürettiğimiz bir ölçüdür. Hece ölçüsünü eski Türk şiirlerinde ve günümüz halk edebiyatında görmekteyiz. Hece ölçüsü dize eşitli hecedir. Hece ölçüsünde yedili, sekizli ve on birli olmak üzere 3 kalıbı bulunmaktadır. Bunun yanında bir de yedinin iki katı şeklindeki hece ölçüsüyle şiir yazan şairler çıkmıştır. Hece sayısını doğru bulmak için dizede geçen ünlü harfler sayılmaktadır.

Hece Ölçüsünün Özellikleri

  • Hece ölçüsü dizelerdeki hece sayısının eşit olmasına dayanmaktadır.
  • Hece ölçüsü milli bir ölçüdür. Halk şiirinde bu ölçüye “parmak hesabı” da denilmektedir.
  • Hece ölçüsünde yedili, sekizli ve on birli hece kullanılmıştır bunun yanında bazı şairler yedinin iki katı olan on dörtlü hece ölçüsünü de kullanmışlardır.
  • Hece ölçüsünde oluşturulan şiirlerde dizelerin kendi içerisinde ikiye ayrılmasına “duraklama” bu bölümdeki yerlere ise “durak” denilmektedir. Hece ölçüsündeki bu durak aruzdaki taktinin karşılığı olarak kabul görmektedir. Ama aruz ölçüsünde sözcükler ortadan bölünüp durak yapılırken hece ölçüsünde sözcükler ortadan bölünüp durak yapılamamaktadır.
  • On birli hece ölçüsü  6+5 veya 4+4+3 duraklı  olabilmektedir. Bir şiirin ilk dizesi 6+5 şeklinde diğer dizesi ise 4+4+3 şeklinde olabilmektedir.

Yedili Hece ölçüsü Örneği

Giderim-/yolum yaya 3+4=7’li hece ölçüsü kullanılmıştır.
Cemâlin-/benzer aya
Eridim-/hayal oldum
Günleri-/saya saya

Sekizli Hece Ölçüsü Örneği

Gel dilberim-/kan eyleme 4+4=8’li hece ölçüsü kullanılmıştır.
Seni kandan-/sakınırım
Doğan aydan-/esen yelden
Seni gülden-/sakınırım    

Aşık Ömer

On birli Hece Ölçüsü Örneği

İptida Bağdad’a-/sefer olanda 6+5=11’li hece ölçüsü
Atladı hendeği-/geçti Genç Osman
Vuruldu sancaktar-/kaptı sancağı
İletti, bedene-/dikti Genç Osman  

Kayıkçı Kul Mustafa

On dörtlü Hece Ölçüsü Örneği

Başka sanat bilmeyiz / karşımızda dururken  7+7=14’lü hece ölçüsü
Söylenmemiş bir masal / gibi Anadolu’muz
Arkadaş, biz bu yolda/ türküler tuttururken
Sana uğurlar olsun / ayrılıyor yolumuz

Faruk Nafiz Çamlıbel

Aruz Ölçüsü

Şiirde bulunan dizelerdeki hecelerin uzunluk veya kısalık durumlarına göre hazırlanmış aruz kalıplarına ses ahengi olarak uyumu hedef alan ölçüye aruz ölçüsü (vezni) denilmektedir. Aruz ölçüsü ile yazılmış olan bir şiirin dizelerinde hece sayısı bakımından eşitlik aranmamaktadır. Dize içerisindeki hecelerin açıklık-kapalılık gibi ses değerleri bakımından birbirlerine eşit olması gerekmektedir.

Aruz ölçüsü bir Arap edebiyatı ürünüdür. Fars-İran edebiyatına, oradan da Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinden sonra Türk edebiyatına geçmiştir. Türk edebiyatında aruz ölçüsü ile yazılan ilk eser Yusuf Has Hacip’in yazdığı Kutadgu Bilig (Mutluluk Veren Bilgi) adlı eseridir.

Bu ölçü Türk edebiyatında özellikle divan şiirlerinde kullanılmıştır. Divan edebiyatı döneminde kullanılan bu aruz ölçüsünün 3 ana kuralı bulunmaktadır:

  1. Bir şiirde sadece tek bir kalıp kullanılmalıdır. Şiir hangi kalıpla başlamışsa o kalıpla devam ettirilip sonlandırılmalıdır.
  2. Kafiye göz içindir anlayışı benimsenmiş kafiyesi yapılacak sözcüklerin yazılışı ve okunuşlarının aynı olması gerekmektedir.
  3. Kafiyesi yapılacak sözcükler aynı türden olmalıdır. Yani fiiller fiiller ile, isimler isimler ile kafiye oluşturmalıdır.

Aruz ölçüsü Arap diline dayanıp bu dilin özelliklerine göre kullanılmaktadır. Türkçe Arapçadaki gibi uzun sesler barındırmamaktadır. Bundan dolayı aruz ölçüsünü kullanan şairler bazı sıkıntılar yaşamışlardır. Aruz ölçüsünün Türkçeye uygulanması birçok hata ve zorlamayı beraberinde getirmiştir. Şairler şiirlerinde aruz ölçüsüne uymak için birçok Farsça ve Arapça kelimeyi Türk diline sokmuşlardır.

Tanzimat edebiyatından sonra bütün dünyada olduğu gibi Fransız edebiyatı, Türk edebiyatını derinden etkilemiştir. Bu Fransız edebiyatının etkisi ile birlikte değişmeye başlayan Türk edebiyatında aruz-hece tartışmaları ortaya çıkmıştır. Arap, Fars ve Türk şairleri ile birlikte ortak bir şiir tekniği olarak kullanılan aruz ölçüsünün temel kuralları 19.yüzyılda yıkılmış yerine yeni bir aruz anlayışı ortaya çıkmıştır. Bu dönemden itibaren aruz ölçüsü Yahya Kemal, Tevfik Fikret, Mehmet Akif Ersoy gibi isimler ile birlikte Türk Aruz’u haline gelmiştir.

1908 yılında başlayan aruz-hece tartışmalarını hece ölçüsünün kazanması beraberinde dilde sadeleşmeye gidilmesini getirmiştir. Cumhuriyet dönemi ile birlikte hece ölçüsü aruza kesin bir üstünlük sağlamış ve yaygın bir biçimde kullanılmaya başlanmıştır.

Aruz Heceleri

Aruz ölçüsünde bütün heceler açık ve kapalı hece olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.

1. Açık-Kısa Hece

“a. e. ı, i. o, ö, u, ü” sesli harflerinden bir tanesi ile birlikte (vokal) sonlanmaktadır. Bu hece türünde harflerin üstlerinde uzatma işareti bulunmamaktadır. Açık heceler birer nokta ile gösterilmektedir.

  • Açık heceler üzerinde uzatma işareti bulunmayan “a, e, i, u, ü” gibi sadece bir ünlüden oluşan hecelere denilmektedir.
  • Ünlü harflerde uzatma işareti yerine inceltme işareti bulunmalıdır, eğer uzatma işareti olursa hece kapalı olur ve uzun okunur.
  • Bir ünlü ve üzerinde uzatma işareti olmayan ünsüz bir harf ile birlikte kurulan heceler açık hecelidir. “Kâğıt” sözcüğünün ilk hecesindeki “kâ” hecesinde olduğu gibi bir ünsüz ve üzerinde inceltme işareti bulunan heceler açık hecedir.
2. Kapalı-Uzun Hece

Uzun bir şekilde okunan veya ünsüz ile birlikte sonlanan hecelerdir. kapalı heceler tam ses değerindeki hecelerdir. Bu tür heceler çizgi ile gösterilmektedir. Kapalı heceler farklı şekillerde oluşturulabilmektedir:

  • Kapalı heceler sesli ve “â, û, î” gibi üzerinde uzatma işareti bulunan harflerden oluşmaktadır.
  • İçerisinde uzatma işaretleri bulunmayan seslerden oluşan, “al, es, uç, ot” gibi bir ünlü bir ünsüz harflerden meydana gelen heceler de kapalı hecelerdir.
  • Ünsüz bir bir harf ile başlayıp üzerinde uzatma işareti bulunan bir ünlü harf ile sonlanan “bâ, lâ, tû, sî” gibi heceler kapalı hecelerdir.
  • Bir ünsüz, bir ünlü ve bir ünsüzden meydana gelen “yat, kıs, kin, gör, sev, son, dur”  gibi heceler de kapalı hecelerdir.
  • İki ünsüzün sözcüğün sonunda ve yan yana bulunduğu “alt, ört, üst” gibi heceler de kapalı hecelerdir.
  • Bir ünsüz, bir ünlü ve yan yana iki ünsüz harfin birleşmesiyle oluşan “Türk, kork, yurt, sırt” gibi hecelerde kapalı hecelerdir.
  • Bir ünsüz harfin yanına üzerinde inceltme işareti bulunan bir ünlü harf ve onun yanına da gelen ünsüz harfin birleşmesiyle meydana gelen (mesela “dükkan” sözcüğünün sonundaki “kan”) heceler de kapalı hecelerdir. Bu sesler bir tam ses değerindedir. Seste uzatma işareti yerine inceltme işareti bulunmalıdır.
  • Eğer uzatma işareti olursa hece bir buçuk ses değerinde okunmaktadır.
  • Dizelerin sonundaki bütün heceler açık da olsa kapalı hece olarak sayılır ve “-” işareti ile gösterilir.
3. Birleşik Hece

Arap ve Fars edebiyatından Türk edebiyatına geçen bazı kelimeler birleşik hece olarak sayılmaktadır. Bu heceler bir tam ses ve bir yarım ses değerindedir. Yani bu heceler bir buçuk ses değerindedirler. Birleşik hecedeki sesler bir çizgi ve bir nokta şeklinde (-.) gösterilmektedir.

  • Arapça ve Fars edebiyatından Türk edebiyatına geçen ilk harfi ünlü ve uzun olan ikinci harfi ise ünsüz olan  “âb, ûl” gibi heceler bir buçuk ses değerinde olan birleşik hecelerdir.
  • Yine Arapça ve Fars edebiyatından Türk edebiyatına geçen bir ünsüz ile üzerinde uzatma işareti bulunan bir ünlü ve onun yanında ise ünsüz bir harfin gelmesiyle oluşan “hâl, yâr, rûz” gibi hecelere birleşik hece denilmektedir.
  • Yine Arapça ve Fars edebiyatından Türk edebiyatına geçen bir ünsüz ile bir ünlü ve iki ünsüzün bir araya gelerek oluşturduğu “çeşm, aşk, şevk” gibi heceler de birleşik hecelerdir.

Aruz Ölçüsünün Genel Kuralları

  1. Farsçada tamlama eki görevinde olan “mi” ile “ve” anlamına gelen “ü”,”vü” bağlacı vezinden dolayı uzun veya kısa olabilmektedir.
  2. Herhangi bir şiirde vezin iki dizeden hareketle bulunabilir. Tek dizeye göz atarak vezin bulunamaz.
  3. Hecelerin açık veya kapalı değerlerinin karşılığı kontrol edilmelidir. Öncelikle imkan dahilindeyse ulama imkan dahilinde değilse imale yapılmalıdır. Zihaf çok az bulunduğundan dolayı en son o ihtimal düşünülür.
  4. Aruz ölçüsü ile yazılan hecelerin sonları daima uzun sayılmaktadır.
  5. Aruzda üç tane kapalı olan hece yani kısa okunan hece yan yana gelemez çünkü aruz ölçüsünde buna uygun kalıp bulunmamaktadır.
  6. Aruz vezninde tef’ileler heceleri bölebilmektedir. Aruz ölçüsünde, hece ölçüsündeki gibi okuyuşlarda  tef’ilelere gelindiğinde durgu yapılmamakltadır.

Aruz Ölçüsünün Kusurları

Aruz ölçüsü kelimedeki açık ve kapalı hecelerin belirli bir düzenle alt alta getirilmesiyle bir ahenk oluşturur. Bu nedenden dolayı Türkçe sözcükleri aruz kalıplarına uydurmak zordur. Türkçe kelimeleri aruz kalıplarına uydurmak için birkaç ufak hile yapılır bunlara da aruzun sorunları adı verilir.

Aruz hecesinin 4 adet kusuru bulunmaktadır.

  1. İmale (Çekme)
  2. Vasl (Ulama)
  3. Zihaf (Kısma)
  4.  Kasr (Kısaltma ve İnceltme)

1. İmale: Arap dilinin özelliğinden kaynaklanan aruz ölçüsündeki açık üç hecenin yan yana gelememesi durumu, Türkçede çok fazla açık hece olduğundan dolayı bu Türkçe sözcükleri kalıba uydururken uzatılarak kapatılmasına imale denilmektedir. İmale Tanzimat ve Divan edebiyatı döneminde kusur olarak görülmemiş ama Serveti Fünun ve sonrasında kusur olarak görülmüştür.

Ki gören dir zihî kara tarla
Fe’ilâtün/ mefâ’ilün/ fa’lün

ŞEYHİ

2. Vasl: Vasl bağlayış ve uzama anlamlarına gelmektedir. Ünsüz ile biten bir kelimenin sonrasında gelen ünlü ile başlayan kelimenin ilk harfine bağlanmasıdır. Vasl ölçüde yan yana iki açık hecenin gerektiği yerlerde yapılmaktadır.

Felekler güm güm ötsün başına hum-hâneler dönsün
Mefâîlün/ mefâîlün/ mefâîlün/ mefâîlün

(Güm ve ötsün kelimeleri arasında ulama vardır)

BAKİ

3. Zihaf (Kısma)

Zihaf kısma anlamına gelmektedir. Aruzda ölçünün getirdiği zorunlulukla Arapça veya Farsça sözcüklerindeki uzun heceyi kısaltmak yani kısa okumak anlamına gelmektedir. Zihaf da imale gibi bir kusurdur.

Hâb-gâh eyler gazâle pehlû-yı şîr-i neri
Fâ’ilâtün/ fâ’ilâtün/ fâ’ilâtün/ fâilün

(Lü hecesi bir tam ses değerinde olmasına rağmen kısa okunmaktadır.)

4. Kasr: Kasr, ölçüsü gereği uzun bir heceyi kısaltmak ve ünlü hecesi inceltmektir.

Zâhid o meh-veş bir nûrdur kim
Büttür demezsin îmân edersin

Müstefilâtün/ müstefilâtün

ŞEYH GALİP

Aruz Terimleri

  • Takti (Kesme):  Aruz ölçüsünde dizelerin durak yerlerini belirtecek şekilde parçalarına göre ayırmaya denilmektedir.
    • Bence Nef’î’  / ye bu sîmâ yı mehâbet /  yaraşır
  • İmale: İmale çekme anlamına gelmektedir. Yani açık bir hecenin ünlüsünü kalıba uydurmak maksadı ile uzatılmasına denilmektedir.
  • Zihaf: Zihaf kısma anlamına gelmektedir. Aruzda ölçünün getirdiği zorunlulukla Arapça veya Farsça sözcüklerindeki uzun heceyi kısaltmak yani kısa okumak anlamına gelmektedir. Zihaf da imale gibi bir kusurdur.
  • Vasl: Vasl bağlayış ve uzama anlamlarına gelmektedir. Ünsüz ile biten bir kelimenin sonrasında gelen ünlü ile başlayan kelimenin ilk harfine bağlanmasıdır. Vasl ölçüde yan yana iki açık hecenin gerektiği yerlerde yapılmaktadır.
  • Med: İki kapalı hecenin arasında açık hecenin olması gerektiğinde, sonu uzun ünlü ve bir ünsüz ile biten heceyi imaleden biraz daha uzatarak okunmasına med deninmektedir. Bu yöntem ile birlikte kapalı olan bir hece bir buçuk hece yapılmış olur.

Serbest Ölçü

Serbest ölçü herhangi bir ölçüye bağlı olmayan bir ölçüdür. Hecelerin açık veya kapalı olmasına ya da sayılarına dikkat edilmez. Şair bu ölçüde tamamen kendi üslubuna göre şiir yazmaktadır. Serbest ölçü Türk edebiyatında 1940’tan sonra Orhan Veli Kanık ile beraber yaygınlaşmaya başlamıştır.

ANLATAMIYORUM
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

ORHAN VELİ KANIK

Kafiye (Uyak)

Şiirde minimum iki dize sonunda tekrar eden, anlamları ve görevleri birbirlerinden farklı ek ve sözcükler arasındaki ses benzerliğine kafiye denilmektedir. Kafiyenin halk edebiyatındaki karşılığı ise “ayak”tır. Eskiden ölçülü ve kafiyeli olan sözlere şiir denmekteydi. Ama günümüzde bu tanım gerçekliğini kaybetmiş durumdadır.

Kafiye olması için iki önemli şart bulunmaktadır:

  1. Kafiyeyi ulaştıracak sözcük, ek veya seslerin yazılışı aynı olmak zorundadır.
  2. Aralarında uyak oluşturacak söz, ses veya eklerin anlamları ve görevleri birbirlerinden farklı olmak zorundadır.

Kafiye Çeşitleri

Kafiye çeşitler 5 başlık altında incelenmektedir.

  1. Yarım uyak
  2. Tam uyak
  3. Zengin uyak
  4. Tunç uyak
  5. Cinaslı uyak

Yarım Uyak

Mısra sonlarında eğer varsa redifler bulunduktan sonra kalan tek bir ses benzerliğine yarım uyak denilmektedir.

İstedim kendimi bu göle atam
Elimi uzatıp yavruyu tutam

Kul Mustafa

Bu metinde “t” ünsüzü dizeler arasında yarım kafiye oluşturmaktadır.

Üstümüzden gelen boran kış gibi
Şahin pençesinde yavru kuş gibi
Seher sabahında rüya düş gibi
Çağıta bağırta aldı dert beni

Bu metinde ise “ş” ünsüzü dizeler arasında yarım kafiye oluşturmaktadır.

Tam Uyak

Mısra sonlarında eğer varsa redifler bulunduktan sonra kalan iki ses benzerliğine tam uyak denilmektedir.

Bütün sevgileri atıp içimden
Varlığımı yalnız ona verdim ben
Elverir ki bir gün bana derinden
Ta derinden bir gün bana “gel” desin

 AHMET KUTSİ TECER

  • Bu dizelerdeki “en” sesi dizeler arasında tam kafiye oluşturmaktadır.

Sen miydin o afet ki dedim, bezm-i ezelde
Bir kanlı gül ağzında ve mey kasesi elde,
Bir sofrada içtik, ikimiz aynı emelde,
Karşımda uyanmış gibi bir baktı sarardı

YAHYA KEMAL BEYATLI

Bu dizelerdeki “el” sesi dizeler arasında tam kafiye oluşturmaktadır.

Zengin Uyak

Mısra sonlarında eğer varsa redifler bulunduktan sonra kalan ikiden fazla ses benzerliğine tam uyak denilmektedir.

Baygın bir ihtizaz ile bi-huş akar dere,
Sahillerinde çocuklar uzanmış çemenlere

ORHON SEYFİ ORHON

Miskin Yunus biçareyim
Baştan ayağa yareyim
Dost ilinden avareyim
Gel gör beni aşk neyledi

YUNUS EMRE

Tunç Uyak

Bir dizenin sonunda bulunan sözcüğün diğer dizenin sonunda tamamı ile yer almasına tunç uyak denilmektedir.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var

MEHMET AKİF ERSOY

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın
Siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın     

MEHMET AKİF ERSOY

Cinaslı Uyak

Dizelerin sonunda bulunan yazılışları aynı anlamları ve görevleri farklı olan kelimeler ile yapılan uyak türüne cinaslı uyak denilmektedir.

Niçin kondun a bülbül
Kapımdaki asmaya
Ben yarimden vazgeçmem
Götürseler asmaya

Bilmem ki yaz mı gelmiş
Niçin açmış gül erken
Aklımı kayıp ettim
Nazlı yarim gülerken

Kafiye Düzeni (Uyak düzeni)

Şiirdeki mısralar uyaklarına göre harfler ile sistematize edilmektedir. Bu sistem ile oluşturulan düzene kafiye düzeni denilmektedir. Kafiye düzeni şiirde bir ahenk unsuru oluşturmaktadır.

  • üç çeşit kafiye düzeni bulunmaktadır:
    • Düz uyak
    • Çapraz uyak
    • Sarma (Sarmal) uyak

Düz Uyak

  • Divan ve halk edebiyatında, dörtlüklerde ve de beyitlerde bu uyak düzeni kullanılmaktadır.
  • aa / bb / cc / …  şeklinde düzenlenmektedir.

Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,  a
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.  a
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;  a
O benimdir, o benim milletimindir ancak.  a

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!  b
Kahraman ırkıma bir gül; ne bu şiddet, bu celal?  b
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…   b
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.   b

MEHMET AKİF ERSOY

Deryalarda olur bahri   a
Doldur ver içem zehri  a
Sunam gurbet elin kahrı  a
Ya çekilir ya çekilmez   b

Emrah der ki düştüm dile   c
Bülbül figan eder güle   c
Güzel sevmek bir sarp kale   c
Ya alınır ya alınmaz   b

Çapraz Uyak

Bu uyak düzeni halk edebiyatında yaygın olarak kullanılmaktadır.

Hayran olarak bakarsınız da a
Hülyanızı fetheder bu hali b
Beş yüz sene sonra karşınızda a
İstanbul fethinin hayali b

Sarma Uyak

Bu uyak düzeninde 1. ve 4. dizeler kendi arasında 2. ve 3. dizeler de kendi arasında bir düzen oluşturmaktadır.

İhtiyar, elini bağrına soktu, a
Dedi ki: “İstanbul muhasara b
Başlarken aldığım gaza yara b
İçinden çektiğim bu oktu. a

Redif

Şiirdeki ahenk unsurlarından bir diğeri ise rediftir. Redif, mısra sonlarında bulunan görevleri aynı olan ek veya anlamları aynı kelimelerin tekrar edilmesine denilmektedir. Redifler daima dizelerin, mısraların en sonunda bulunmaktadır. Yani kafiyeden sonra gelmektedir. Redifin bulunduğu yerde mutlaka kafiye de bulunmaktadır. Bu nedenden dolayı redif görülen yerlerde kafiye de aranmalıdır.

İki tür redif bulunmaktadır.

  1. Ek halindeki redifler
  2. Kelime halindeki redifler

1. Ek Halindeki Redifler

Aynı anlamdaki eklerin tekrarlanması ile oluşmaktadır. Türkçede yapım ve çekim eklerini tam olarak anlayamadan ek halindeki redifleri öğrenmemiz pek mümkün olmayacaktır. Ek halindeki rediflerin bir çoğu kelimeye bağlanan ekler olduğundan dolayı bu konudaki en genel kural, “Kelimelerin köklerinde kafiye, eklerinde ise redif vardır” şeklindedir. Bu kural bilinerek mısralara bakıldığında genel olarak ek halindeki redifler tahmin edilebilir. Ama bu kural her zaman geçerli olmayacağından dolayı “ekler” konusunda bilgi sahibi olunması gerekmektedir.

Susuz değirmenlerin ne ile döner çark-ı Kerem etmeyen beyin fakirden nedir farkı

LAEDRİ

Şimşek gibi bir semte atıldık yedi kol- dan
Şimşek gibi, Türk atlarının geçtiği yol- dan

Kandilli yüzerken uyku-larda Mehtabı sürükledik su-larda

2. Kelime Halindeki Redifler

Kelime halindeki redifler aynı anlama gelen kelimelerin tekrarlanması ile oluşmaktadır. Bu tür redifler dizelerde kolayca görülmektedir.

Çobanın bir kızıl yeler saçları Ateştir ele alınmaz saçları

Garibim, namına Kerem- diyorlar Aslı’mı el aldı harem- diyorlar Hastayım, derdime verem- diyorlar

  • Kelime olarak bulunan rediflerden hemen önce ek olarak bulunan refiler de olabilir. Böylelikle kelime halindeki redif ile ek halindeki redif yan yana gelir.

Elimi beş yerinden, dağladı beş parmağın,
Bağrımda yanmadık bir yer bırak- madan git
Bir yarın göçtüğünü, çöktüğünü bir dağın
Görmemek istiyorsan, ardına bak- madan git!

Aliterasyon

İç kafiye anlamına da gelen aliterasyon, en ilkel toplumlardan çağdaş toplumlara kadar her dönem ve edebiyatta kullanılan bir ahenk unsurudur. Aliterasyonu, aynı dize veya beyit içerisinde bulunan aynı ünsüzün tekrar edilmesine denilmektedir.

Erdi yine ürdi behişt oldu hava amber sirişt
Âlem behişt ender behişt her guşe bir bağ-ı irem

NEFİ

  • Bu dizelerde “r,ş” ünsüzleri temasına uygun olarak çoğunlukta kullanılmıştır.

Dest nusı arzusuyla ölürsem dostlar Kuze eylen toprağım, sunun anınla yare su

  • Bu dizelerde ise “s” ünsüzü yoğunlukta kullanılmıştır.

Asonans

Şiirde aynı ünlü seslerin tekrar edilmesine denilmektedir. Genellikle aliterasyon ile birlikte yapılmaktadır.

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
Eşini gâib eyleyen kuş
gibi kar
Geçen eyyâm-ı nevbahârı arar
Ey kulübün sürûd -ı şeydâsı
Ey kebûterlerin neşideleri,
O baharın bu işte ferdası
Kapladı bir derin sükûta yerikarlar

CENAP ŞEHABETTİN

  • Bu dizelerde “a,e,ü” sesleri tekrar edilerek bir ahenk oluşturulmuştur.

Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun Nadir duyabildiği taze bir heyecanla

Bu dizelerde ise “u” sesi tekrar edilerek bir ahenk oluşturulmuştur.

Şiirsel Metinler Konu Listesi

  1. Şiir Türleri ve Şiirin Özellikleri
  2. Şiir Dili ve Özellikleri
  3. Şiir Nazım Birimleri
  4. Nazım Türü
  5. Şiirde Tema ve Konu
  6. Şiir Türleri
  7. Şiir ve Gelenek
  8. Şiirde Ahenk Unsurları
  9. Söz Sanatları