1. Bikifi
  2. Lise Ders Notları
  3. Biyoloji Ders Notları
  4. Duyu Organları II: Burun, Kulak ve Dil

Duyu Organları II: Burun, Kulak ve Dil

Farklı çeşit ve sayıdaki reseptörler işlevine göre vücuda dağılmıştır.

  • Tat, koku gibi kimyasal uyarıları kemoreseptörler alır.
  • Işığa duyarlı olanlar fotoreseptörler alır.
  • Sıcak ve soğuğa duyarlı olanlar termoreseptörler alır.
  • Basınç, hareket, ses, dokunma gibi uyarıları alanlar da mekanoreseptörlerdir.
  • Ağrı duygusunun algılanmasında ağrı reseptörleri görev alır.

Duyu organları; derigözburunkulak ve dil olmak üzere beşe ayrılır. Önceki yazıda deri ve göz işlenmiştir. Deri ve göz konusu için burayı tıklayın.

Burun

Burun koku alma ve solunumun yapılmasını sağlayan duyu organıdır. Burun kıkırdak ve kemik dokudan oluşur. İçerisinde mukus salgılayan epitel doku bulunur. Epitel hücrelerinin çoğu, mukus salgılayan goblet hücreleridir. Salgılanan mukus ve burun içindeki kıllar havayı süzer.

Burun boşluğunun üst tarafında koku bölgesi (alanı) bulunur. Reseptör hücreleri ve epitel hücrelerini içeren bu alana sarı bölge denir. Koku reseptör hücreleri, impulsları doğrudan beynin koku soğancığına gönderir. Reseptörlerin silleri, burun boşluğunu kaplayan mukus tabakasının içerisine uzanır. Farklı kokular için seçilmiş hücreler, burun boşluğunda karışık olarak yerleşmiş durumdadır.

Kokunun Algılanması

  1. Koku reseptör hücrelerinde uyarılma, koku maddesinin hücre zarı yüzeyine temas etmesiyle başlar.
  2. Koku maddesi önce mukus içinde difüzyona uğrar. Sonrasında ise zarda bulunan reseptör, proteinlere bağlanır. Maddenin kokusunun alınabilmesi için maddenin gaz hâlinde ve mukusta çözünmüş olması gerekir.
  3. Madde mukusta çözününce reseptörde impulsu başlatır. Koku soğancığındaki sinirler, talamusa uğramadan doğrudan beyin kabuğundaki ilgili merkeze impulsları taşır ve koku algılanır.

Aynı koku ile uzun süreli uyarılmak, koku duyusunu yorar. Bir süre sonra koku hissedilmez. Bu durum insanın kötü kokulara dayanabilmesini sağlayan önemli bir adaptasyondur. Doğuştan bazı nedenlerle kokuları algılayamama durumuna koku körlüğü denir.

Kulak

Kulak, vücudun işitme ve denge organıdır. İnsan kulağı 0-140 desibel veya 20-20.000 hertz (Hz) aralığındaki sesleri duyabilmektedir. 85 desibelin üstündeki seslerin şiddeti, kulak zarına zarar vererek işitme kaybına neden olabilir.

Kulağın Yapısı

Kulak yapısı üç bölümde incelenmektedir: dış kulak, orta kulak ve iç kulak.

Dış Kulak

  • Dış kulak yalnızca memelilerde bulunur.
  • Dış kulağın yapısında kulak kepçesi, kulak yolu ve kulak zarı bulunur.
  • Elastik kıkırdak yapıda olan kulak kepçesi, ses dalgalarını toplayarak yaklaşık üç santimetre uzunluğundaki kulak yoluna iletir.
  • Dış kulak yolunda bulunan bazı hücreler salgı üreterek ortamı nemlendirir. Üretilen salgı, toz taneciklerinin kulak zarına ulaşmasını önler (kulak kiri oluşumu).
  • Kulak zarı ince ve yarı saydamdır.

Orta Kulak

  • Orta kulak, kulak zarı ile başlayıp oval ve yuvarlak pencereye kadar uzanan bölümdür.
  • Çekiç, örs, üzengi, kemikleriyle bu kemiklere bağlanan kas bağları ve östaki borusu orta kulakta yer alır.
  • Havadaki titreşimler, kulak zarı üzerinden çekiç, örs ve üzengi (kemik köprü) kemikleri aracılığıyla iç kulağın sıvı ortamına taşınır.
  • Kemik köprüde yer alan çekiç kemiğinin sapı, kulak zarına bağlıdır.
  • Üzengi kemiğinin tabanı ise oval pencereye bağlanır.
  • Östaki borusu, yutak ile orta kulak arasında uzanır.
    • Yutak tarafındaki ucunda çoğu zaman kapalı duran bir kapakçık bulunur. Yutkunma esnasında bu kapakçığın açılıp kapanması kulak zarında hissedilebilir.
    • Östaki borusunun görevi, orta kulaktaki hava basıncı ile dış ortamdaki basıncın aynı seviyede kalmasını sağlamaktır. Burun veya boğaz boşluğundaki mikroplar östaki borusu yoluyla orta kulağa ulaşır ve enfeksiyona neden olur. Bu enfeksiyon antibiyotikle tedavi edilir.
    • Geniz etinin normalden büyük olması ve çeşitli alerjik reaksiyonlardan dolayı östaki borusunda ödem (şişlik) veya sıvı toplanması meydana gelebilir. Bu durum da enfeksiyona yol açar. Bu enfeksiyonlar, ameliyatla veya antibiyotikle tedavi edilir. Oluşan bu enfeksiyonlara orta kulak iltihabı denir.
    • Orta kulak iltihabı çocuklarda daha sık rastlanır. Bunun nedeni östaki borusunun çocuklarda düz ve kısa olmasıdır. Biberonla beslenme, sigara dumanında kalma gibi etkenler çocukların orta kulak iltihabına yakalanma olasılığını artırır.

İç Kulak

  • İç kulakta işitmeden sorumlu salyangoz (kohlea) ile dengeden sorumlu yarım daire kanalları, kesecik ve tulumcuk bulunur.
  • Salyangoz (kohlea), yan yana duran ve salyangoz kabuğu gibi kıvrılmış üç kanaldan oluşan bir tüptür. Üstteki vestibüler kanal ile alttaki timpanik kanalın içi perilenf sıvısı ile doludur.

İşitme Olayının Gerçekleşmesi

  1. İşitmenin gerçekleşmesi sırasında öncelikle ses dalgaları, kulak kepçesi tarafından toplanır.
  2. Kulak yolu boyunca taşınan ses dalgalarıyla kulak zarının titreşmesi sağlanır.
  3. Kulak zarından kemik köprüye geçen ses dalgalarının titreşim şiddeti arttırılarak oval pencereye verilir.
  4. Oval pencereden içeri giren ses titreşimleri, vestibular kanal içinde yer alan perilenf sıvısında basınç dalgası oluşturur.
  5. Bu basınç dalgası kohlear kanalı ve temel zarı hareket ettirir. Çatı zarı tarafından mekanoreseptörlerin tüyleri eğilir ve reseptörlerde impuls oluşur.
  6. Oluşan impuls, önce talamusa, sonra da beyin kabuğundaki işitme merkezine giderek doğru ve net ses olarak anlam kazanır.
  7. Kanallarda oluşan basınç dalgaları timpanik kanalın sonundaki yuvarlak pencereye çarptığında yok olur ve bu sayede korti organı yeni titreşimlere hazır hâle gelir.

Kulaklar ve Denge

  • İç kulakta işitme merkezinden başka vücut dengesinde görevli merkezler de bulunur. Vücutta statik denge ve dinamik denge olmak üzere iki denge olayı vardır.
  • Statik denge, vücut pozisyonunun dikey düzlemde yer çekimine göre ayarlanmasıdır.
  • Dinamik denge; hızlanma ve yavaşlama, dönme gibi hareketlerde vücut pozisyonunun korunmasıdır.
  • İç kulakta yer alan yarım daire kanalları, tulumcuk ve kesecik denge merkezi olan beyinciğe çeşitli impulslar göndererek dengenin sağlanmasına yardımcı olur.
  • Yarım daire kanalları; vücudun dönüş hareketlerini, ileri-geri, sağa-sola bükülmeleri (açısal hareketleri) algılar.
  • Yarım daire kanallarının ucunda ampulla denen yapılar bulunur.
  • Ampullaların içinde tüy hücreleri (almaç) vardır. Etrafında endolenf sıvısı bulunur. Vücut hareketlendiğinde endolenf sıvısı da hareketlenir ve tüy hücrelerini büker.
  • Hızla dönmekteyken aniden durulduğu zaman, iç kulaktaki sıvının hareketi hemen durmadığı için hücrelerin uyarılması devam eder ve baş dönmesi yaşanır.
  • Tulumcuk ve kesecik ise yerçekimine ya da doğrusal harekete göre uyarılır ve beyinciği durumdan haberdar eder. Kesecik ve tulumcuğun içinde otolit (denge taşları) adı verilen, kalsiyum karbonattan yapılmış kristaller bulunur. Baş; sağ-sol ya da yukarı aşağı yönde hareket ettiğinde otolit taşları da hareketlenir.

Dil

  • Tat alma organı olarak görev yapan dil, aynı zamanda sindirime yardımcı olmakla beraber insanlar için konuşmayı sağlayan bir organ görevindedir.
  • Vücudun en güçlü çizgili kası dildir.
  • Dilin üzerini örten epitel dokudaki papilla denilen, kabarcık ve çıkıntı şeklinde gözlemlenebilen tat tomurcukları yer alır.
  • Bu reseptörlerin her birisi tatlı, tuzlu, ekşi, acı ve umami (lezzetli) olmak üzere bütün tatları alır. Yani dilin her bölgesinden her tat alınabilir.
  • Yalnızca dil mukusunda çözünen maddelerin tadı algılanabilir.
  • Yaşlandıkça tat tomurcuklarının sayısı azalır.
  • Dildeki duyu reseptörleri yaklaşık 10-30 saatte bir yenilenir.

Tat Duyusunun Algılanması

Her tat tomurcuğunda yapısal açıdan farklı dört tip tat reseptör hücresi vardır:

  • Tuzlu tat, yemek tuzu tarafından;
  • Ekşi tat, hidrojen iyonu tarafından;
  • Tatlı tat, proteinler yoluyla;
  • Acı tat ise kapsaisin gibi çeşitli maddeler yoluyla tanınır.
  • Yaygın olarak bilinen bu tatlardan başka, son yıllarda beşinci tat olarak ortaya çıkan umami (Japoncada “lezzetli” anlamına gelir) tadı, glutamat maddesinin algılanmasıyla tanınır.

Reseptör hücrelerin tüyleri tomurcuğun tat deliğindedir. Duyu sinirleri reseptör hücreleri sarar ve onlarla sinaps yapar. Tat reseptörleri de koku reseptörleri gibi sıvıda çözünen maddelerle uyarılan kemoreseptörlerdir. Tat ve koku alma reseptörlerinin beyne gidiş yolları farklıdır. Ancak tat ve koku duyusu birbiriyle etkileşimli duyulardır. Koku alma sistemi sinüzit, grip, nezle gibi nedenlerle engellenirse tat alma duyusu azalır. Aşırı sıcak ve soğuk yiyecekleri art arda tüketmek, tat duyusunun zarar görmesine sebep olur.

İnsan Fizyolojisi Ünitesi Konu Anlatım Serisi

  1. Sinir Sistemi ve Hormonlar
  2. Destek ve Hareket Sistemi
  3. Sindirim Sistemi
  4. Dolaşım Sistemi
  5. Solunum Sistemi
  6. Üriner Sistem
  7. Üreme Sistemi ve Embriyonik Gelişim