11 Eylül Saldırıları ve Küresel Terör

📅 16 Şubat 2023|15 Şubat 2023
11 Eylül Saldırıları ve Küresel Terör

Konu Özeti

11 Eylül 2001 tarihinde, ABD'nin New York ve Washington D.C. şehirlerinde yapılan terör saldırıları, tüm dünyayı derinden etkileyen bir olaydır. Al-Qaeda örgütü tarafından yapılan bu saldırılar, Amerika Birleşik Devletleri'nin güvenliği ve uluslararası terörle mücadelesi konularındaki yaklaşımını değiştirdi.

Bu konuda
  • 11 Eylül saldırılarının dünyaya etkilerini
  • Irak'ta ve Suriye'deki karışıklıkları ve etkilerini
öğreneceksiniz.

11 Eylül 2001 tarihinde ABD’nin New York kentinde bulunan Dünya Ticaret Merkezine, Washington’a ve Pentagon’a sivil uçakların kullanılarak düzenlenen terör saldırıları, ABD’nin siyasi gücünün artışının ve tek kutuplu dünyada yön verici bir ülke konumuna geçişinin yaşandığı bir dönemde gerçekleşmiştir. Bu saldırılar, tüm dünyayı derinden etkilemiş ve insanların güvenlik ve güvende olma hissini zayıflatmıştır.

11 Eylül Saldırısı, ABD sınırları içine doğrudan ABD’ye yapılan ilk saldırı olmuştur. Saldırı, dünya kamuoyunda çeşitli tepkilere yol açmış ve İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve Türkiye gibi pek çok devlet tarafından kınanmıştır. Dönemin ABD Başkanı George W. Bush, saldırıyı ABD’ye yönelik bir savaş ilanı olarak nitelemiş ve bütün dünyayı seferber edeceğini dile getirmiştir.

Bu doğrultuda 12 Eylül 2001 günü yapılan NATO toplantısında NATO’nun 5. Maddesi’nin hayata geçirilmesine karar verilmiştir. Bu maddeye göre NATO üyelerinden birisi saldırıya uğradığında NATO’nun bunu tüm üyelere yapılmış bir saldırı olarak kabul etmesi öngörülmüştür. 11 Eylül Saldırısı’nı ülkesine bir savaş ilanı olarak kabul eden ABD yönetimi, saldırının arkasında olduğuna inandığı ülkelere karşı savaş başlatmıştır.

Öncelikle ABD, Afganistan’ı işgal etmiş ve orada yürüttüğü savaş sırasında çok sayıda insanın hayatını kaybetmiştir. ABD yönetimi, Afganistan’ı işgal ettiği sırada, Irak’ı da hedef almıştır. ABD, Irak’ı kitle imha silahları edinmek ve dünya barışını tehdit etmekle suçlamıştır. 20 Mart 2003’te başlatılan bu harekat sonucunda Irak ordusu mağlup edilmiş ve Irak da işgal edilmiştir.

Reklam

Fransa, Akdeniz havzasında ve Afrika’daki eski sömürgelerinde, AB ve BM kararlarını beklemeden askeri operasyonlar düzenlemeye başlamıştır. Bu operasyonların amacı, ülkelerdeki istikrarı sağlamak ve terörizme karşı mücadele etmektir. 2003 yılında, AB Konseyi, “Daha iyi bir dünyada daha güvenli bir Avrupa” başlıklı ilk AB güvenlik stratejisini kabul etmiştir. Bu strateji, Almanya’nın öncülüğünde oluşturulan AB Acil Müdahale Gücü’nün ilk olarak Makedonya’da sorumluluk üstlenmesiyle somutlaşmıştır. Bu gelişmeler, Soğuk Savaş Dönemi’ndeki Doğu-Batı Bloku çatışmasının yerini, küresel teröre karşı mücadele anlayışına bırakmıştır.

Irak ve Suriye’de Yaşananlar

Irak’taki Gelişmeler

Irak’ın 2003’te ABD tarafından işgalinden sonra Irak’ın yeniden yapılandırılması süreci başlamıştır. ABD tarafından Irak’ın başına getirilen sivil yöneticiyle yönetimi paylaşacak olan Geçici Hükümet Konseyi tarafından 13’ü Şii, 5’i Sünni, 5’i Kürt, 1’i Türkmen ve 1’i Asuri olan 25 bakandan oluşan Irak Hükümeti kurulmuştur.

Bu süreçte Türkiye’nin girişimiyle 2003’te Şam’da toplanan Irak’a Komşu Ülkeler Zirvesi’nde Irak sorununun barışçı yollardan çözümü ve Irak’ın yeniden yapılandırılması görüşülmüştür. İşgalci ABD güçleri, yeni Irak hükümeti ile imzaladığı güvenlik antlaşmasıyla belli şartlarda Irak’taki etki ve varlığını korumayı garanti altına alarak 2009’dan itibaren askerlerini Irak’tan çekmeye başlamıştır. Savaş sonrası Irak’ta sivil bir yönetim kurulmasına karşın var olan şiddet azalmamıştır. Yeni Irak hükümeti ülkede otoriteyi kuramadığından, ülkede farklı hedefleri olan, zaman zaman gevşek bir işbirliği çerçevesinde hareket eden onlarca silahlı grubun faaliyetleri devam etmiştir.

Irak, dünyanın en büyük ham petrol rezervine sahip ülkelerinden biridir. Petrol, Irak’ın gayrısafi yurtiçi hasılasının yüzde 60’ına karşılık gelmektedir. Bu petrol zenginliğine rağmen, denetimsiz silahlı grupların boru hatlarına ve pompa merkezlerine sürekli saldırıları nedeniyle, petrol üretimi işgal öncesindeki 2,5 milyon varil düzeyine çıkamamıştır. Bu da Irak halkının yaşam standardını düşürmektedir.

Irak’ın kuzeyinde kurulan özerk yönetim ve merkezi Irak hükümeti arasında başta petrol olmak üzere pek çok konuda anlaşmazlık olması, ülke siyasetinin mezhep ve aşiret esası üzerinden belirlenmesi ülkede istikrarsızlığı artırmıştır. Bu istikrarsızlıktan yararlanan PKK terör örgütü, Irak’ın kuzeyinde üslenmiş ve Türkiye’ye karşı terör saldırıları gerçekleştirmiştir. Bunun yanında 2014’te Irak’ın en büyük kentlerinden Musul ve Tikrit’in yanı sıra bölgedeki bazı kentlerde kontrolü ele geçiren DAEŞ terör örgütü, hem bölge hem de Türkiye için büyük bir tehdit hâline gelmiştir. Irak’ın bu durumu Türkiye için ciddi bir güvenlik sorunu haline gelmiştir.

Suriye’deki Gelişmeler

2010’da Orta Doğu ülkelerindeki demokratik olmayan yönetimlere karşı başlayan ve Arap Baharı olarak adlandırılan süreç, her ülkede farklı etkilere yol açmıştır. Arap Baharı’nın etkisiyle Suriye’deki tek partili Baas rejimine karşı başlayan protestolar, rejimin sert tutumu sonucu bir iç savaşa dönüşmüştür. Daha fazla demokrasi talebiyle başlayıp bir iç savaşa dönüşen Suriye olayları, Baas rejiminin sert müdahaleleri, radikal unsurların çatışmalara dahil olmasıyla büyümüştür. ABD, İran ve Rusya’nın doğrudan ya da dolaylı yollardan destekledikleri gruplar aracılığı ile Suriye’ye müdahale etmesi ülkeyi büyük bir yıkıma sürüklemiştir.

Suriye’de devlet otoritesinin ortadan kalkmasıyla birlikte DAEŞ terör örgütü güçlenmiş ve Türkiye için bir tehdit haline gelmiştir. DAEŞ, Türkiye’nin sınır yerleşimlerine zaman zaman terör saldırıları gerçekleştirmiştir. Bunun yanı sıra PKK’nın Suriye kolu olan PYD terör örgütü ülkedeki otorite boşluğundan yararlanarak Suriye’nin kuzeyinde etkin hale gelmiştir.

DEAŞ terörü ile mücadele bahanesi ile özellikle ABD tarafından silahlandırılan PYD terör örgütü, Suriye’nin kuzeyini ele geçirerek devletleşmeye doğru gitmek istemiştir. Fakat 24 Ağustos 2016’da Türk Silahlı Kuvvetlerinin Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile birlikte başlattığı Fırat Kalkanı Harekatı ile PYD’nin uygulamak istediği planın önüne geçilmiştir.

Reklam

Suriyeli Mülteciler

Suriye’de yaşanan insani bunalımın büyümesi sonucunda 2011’de 300-400 kadar Suriye yurttaşının Hatay ili Yayladağı ilçesindeki Cilvegözü Sınır Kapısı’na doğru hareketlenmesi, Suriye’den Türkiye’ye yönelik ilk toplu göç hareketini oluşturmuştur. Suriyeli mülteciler sınırdan içeri alınarak Hatay’daki bir spor salonuna yerleştirilmiş ve mültecilerin geçici konaklama ve gıda gereksinimleri sağlanmıştır.

Suriye’de iç savaşın şiddetinin artması üzerine Türkiye’ye yapılan göçler artarak devam etmiştir. Türkiye, savaştan kaçan Suriye halkını etnik köken ve inanç gözetmeden “açık kapı” ilkesi ve “geçici koruma” politikası çerçevesinde kabul edeceğini duyurmuş ve bu politikasına sadık kalmıştır. Nisan 2011 ile Aralık 2014 arasında geçen 3,5 yılı aşan sürede, 4,5-5 milyar doların üzerinde bir harcama yapan Türkiye’ye, uluslararası kuruluşlar ve diğer ülkelerden gelen mali destek sadece %3 dolayında kalmıştır. Türkiye’deki Suriyeli mültecilere ait bir kamp 2016 yılı verilerine göre Türkiye 3 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapmıştır.

Benzer İçerikler
1990 Sonrası Türkiye’deki Gelişmeler
Güncel
Tarih

1990 Sonrası Türkiye’deki Gelişmeler

İçeriğe Git>
1990 Sonrası Orta Doğu’da Meydana Gelen Başlıca Gelişmeler
Güncel
Tarih

1990 Sonrası Orta Doğu’da Meydana Gelen Başlıca Gelişmeler

İçeriğe Git>
1960 Sonrası Türk Dış Politikasını Etkileyen Gelişmeler
Güncel
Tarih

1960 Sonrası Türk Dış Politikasını Etkileyen Gelişmeler

İçeriğe Git>
1960 Sonrası Dünyadaki Gelişmeler
Güncel
Tarih

1960 Sonrası Dünyadaki Gelişmeler

İçeriğe Git>
Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası (1923-1938)
Güncel
Tarih

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası (1923-1938)

İçeriğe Git>
İki Kutuplu Dünya ve Türkiye
Güncel
Tarih

İki Kutuplu Dünya ve Türkiye

İçeriğe Git>
Copyright © 2024 Bikifi
Star Logo
tiktok Logo
Pinterest Logo
Instagram Logo
Twitter Logo