20. Yüzyıl Felsefesinin Ortaya Çıkışı

📅 01 Nisan 2024|23 Mart 2024
Güncel
20. Yüzyıl Felsefesinin Ortaya Çıkışı

Konu Özeti

20. yüzyıl felsefesi, büyük çeşitlilik ve yenilikle karakterizedir. Bu dönemde, analitik ve kıta felsefesi olarak iki ana akım ortaya çıkmıştır. Analitik felsefe, mantık, dil ve bilimsel yöntemin analizine odaklanarak, İngiltere ve Amerika'da popüler olmuştur.

Bu konuda
  • 20. yy arasındaki felsefi döneme etki eden unsurları
  • 20. yy arasındaki felsefi dönemin şartlarını
  • 20. yy arasındaki felsefi gelişmeleri
öğreneceksiniz.
Instagram Logo
Bikifi Instagram'da

20. yüzyıl felsefesi, geçmiş yüzyıllardaki toplumsal gelişmeler ve 18-19. yüzyıllarda ortaya çıkan felsefi tartışmalara verilen yanıtlar üzerine inşa edilmiş bir düşünce akımıdır. Bu süreç, özellikle Batı’da yoğunlaşarak, felsefi düşüncede önemli dönüşümlere yol açmış ve bazı düşünürler, felsefenin yeni ana yönlerini belirlemiştir.

Görsel, 20. yüzyıl ana akım filozoflarını listeler ve onların yaşam yıllarını içerir. G. Frege'den R. Carnap'a kadar olan filozoflar 19. yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın ortalarına; H. G. Gadamer'den J. Habermas'a kadar olanlar ise 20. yüzyılın başından 2000'lere kadar etkili olmuşlardır.

Türkiye’de yaşayan filozoflar ve düşünürler, çağın sorunlarına karşı duyarlı bir tutum sergileyerek, hem uluslararası felsefi akımlardan etkilenmişler hem de yeni felsefe akımlarının şekillenmesine önemli katkılarda bulunmuşlardır. Bu felsefi evrimi tam olarak kavrayabilmek için, dönemin sosyal ve kültürel bağlamının incelenmesi gerekmektedir.

Görsel, 20. yüzyıl Türkiye'sinde ön plana çıkan felsefecileri ve onların yaşam yıllarını içeren bir listeyi gösterir. 19. yüzyılın sonlarından 2000'lere kadar uzanan bir zaman diliminde, Besim Fuad'dan başlayıp Arda Denkel'e kadar uzanan bir yelpazede felsefeciler yer almaktadır. Bu felsefeciler, Türkiye'de felsefi düşüncenin gelişimine önemli katkılarda bulunmuşlardır.

18. ve 19. yüzyıl felsefesi, felsefenin köklerinden gelen bilimsel, felsefi ve sosyokültürel birikimlerin, aydınlanma dönemi filozofları tarafından ele alınıp sorgulandığı bir dönem olarak değerlendirilebilir. Aydınlanma dönemi düşünürlerinin görüşleri, 20. yüzyıl felsefesi üzerinde büyük bir etki bırakmıştır.

18. yüzyılda, bilimin özellikle matematik ve fizik alanındaki gelişmeleri, felsefi düşüncede kesin bilginin peşinden gitme eğilimini güçlendirmiştir. Temel sorunsal, bilginin doğası, gerçeğin ne olduğu ve nasıl anlaşılabileceği ile ilgilidir. Bu bağlamda, Descartes aklı temel alırken, Locke deneyimi öne çıkarmıştır. Kant, bu iki yaklaşımı birleştirerek bilgi ve varlık üzerine derinlemesine odaklanmıştır. Kant’ın bilgi teorisi üzerine yapılan tartışmalar, onu destekleyen veya eleştiren çeşitli perspektiflerle zenginleşmiştir. Bu tartışmalar, 20. yüzyıl felsefe akımlarının şekillenmesinde kritik bir rol oynamıştır.

18. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, bilimsel yönteme dayalı empirizm, Hegel, Descartes ve kısmen de Kant’ın öne sürdüğü rasyonalist bilgi anlayışının önüne geçmeye başlamıştır. Deneysel bilimlerin yükselişi, gerçeği anlama ve bilme yöntemlerine yeni bir perspektif getirmiştir. Bu dönemde, deneyin ve bilimsel yöntemin öneminin vurgulandığı düşünce, Simon ve Auguste Comte gibi düşünürler tarafından savunulmuştur.

📚 EK BİLGİ:

19. Yüzyılda Oluşan Bazı Felsefelerin Etkileri:

  • Hegel= “Gerçekte olan mantıklıdır, mantıklı olan gerçektedir” diyerek, Kant’ın bilgi ve varlık üzerine kurduğu teorilerde, bilginin varlık üzerinde öncelikli olarak ele alınmasına yönelik eleştiriler getirir. Hegel’e göre; varlık, bilgiden önce gelmeli ve felsefe, varlığın kendisi üzerine kurulmalıdır. Felsefe, insanın nesnelerin ardındaki düşünceyi, yani ideyi anlamasının aracıdır. Hegel bu anlayışa ulaşmanın kavramlar yoluyla mümkün olduğunu savunur. Tarihin gerçekliğini temsil eden bu kavramlara erişim sağlamanın yolu ise felsefe aracılığıyladır. Varlığın mahiyetinin sorgulanıp anlaşılması, felsefenin temel amacıdır.
  • Auguste Comte= “İnsanlık, teolojik ve metafizik aşamalarını geride bırakıp, pozitivist evreye adım atmıştır” diyerek, pozitivizmin temellerini atmıştır. Bu düşünce sistemi, materyalist bir bakış açısına dayanır ve metafiziğin reddiyle öne çıkar. Pozitivizm, var olan her şeyin yalnızca gözlemlenebilir olaylardan ibaret olduğunu ve gerçek bilginin sadece deneyime ve bilimsel araştırmaya dayandığını öne sürer; dolayısıyla gerçek, olgusal olanla sınırlıdır. Bu yaklaşım, 20. yüzyıl felsefesinde bilimle olan ilişkisinin anlaşılması açısından kritik bir öneme sahiptir.

Fransız Devrimi, adalet ve eşitlik temelli bir toplumsal düzen kurma amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ancak devrim sonrası bu hedeflere tam anlamıyla ulaşılamadığı yönünde eleştiriler yükselmiştir. Pozitivizmin liderliğinde, Fransa’da yeni bir sosyal düzenin arayışı başlamıştır.

Aynı zamanda, İngiltere’de Sanayi Devrimi’ne yönelik eleştiriler artarak yeni bir toplumsal düzen talebini güçlendirmiştir. Adaletsiz mal dağılımı konusu Almanya’yı da etkileyerek tüm Avrupa’ya ve 20. yüzyıl başlarında dünya geneline yayılmıştır. Bu dönemde, sosyalizm gibi siyasi ideolojiler geniş bir kabul görmüş ve yayılmıştır. Bu süreçte en çok eleştirilen filozoflar arasında Hegel yer almıştır. Avrupa’daki bu gelişmeler, felsefi düşüncede yeni yaklaşımların ortaya çıkmasına öncülük etmiştir.

📚 EK BİLGİ:

20. Yüzyıla Doğru Oluşan Bazı Felsefelerin Etkileri;

  • Marx= Marx’ın ifadesine göre, “İnsan ne kadar doğadan uzaklaşırsa, o kadar topluma entegre olur; ancak ne kadar topluma entegre olursa, kendisinden o kadar uzaklaşır.” Hegel felsefesine yönelik eleştirileri ve materyalizm ile pozitivizm akımlarından aldığı ilhamla, Marx sosyalist teorinin öncü figürlerinden biri haline gelmiştir. Onun düşünceleri, diyalektik materyalizmi temel alır. Hegel’in diyalektiğini eleştirerek onu “baş aşağıdan düzgün bir hale getirdiğini” belirten Marx, bu diyalektiği insanlık tarihinin ekonomik temelleri üzerine uygulamıştır. Böylelikle, Hegel’in tarihsel idealizmini ekonomik bir perspektiften ele alarak tarihsel materyalizme dönüştürmüştür.
  • Sören Kierkegaard= “Kendi gerçekliğinle yüzleş; çünkü seni dönüştürecek olan budur” diyerek önemli bir düşünceyi ifade etmiştir. 19. yüzyıl Alman felsefesinde Hegel’e karşı duran önemli düşünürlerden biri olan Kierkegaard, Hegel’in düşüncelerine itiraz etmekle kalmamış, aynı zamanda 20. yüzyıl felsefesine büyük etkilerde bulunarak varoluşçuluk felsefesinin öncüsü olmuştur. Kierkegaard’ın Hegel eleştirisi esas olarak, Hegel felsefesinin bireyin subjektif varoluşuna yer vermemesine odaklanır. Hegel’in mantık ile gerçekliği özdeşleştirerek objektif bir sistem kurduğunu ve bu sistem içinde subjektif varoluşa alan açmadığını vurgular. Bu bağlamda, Kierkegaard objektif gerçeklik anlayışına karşın subjektif gerçekliği öne sürer ve varoluşun gerçekliğini savunur.
✍ Ders Notları
9 Hafta📂 11. Sınıf Felsefe
Bu Yazıda Geçen Terimler
Benzer İçerikler
MS 2. Yüzyıl-MS 15. Yüzyıl Felsefesinin Ayırıcı Nitelikleri
Felsefe

MS 2. Yüzyıl-MS 15. Yüzyıl Felsefesinin Ayırıcı Nitelikleri

İçeriğe Git>
MÖ 6. Yüzyıl-MS 2. Yüzyıl Felsefesinin Ayırıcı Nitelikleri
Felsefe

MÖ 6. Yüzyıl-MS 2. Yüzyıl Felsefesinin Ayırıcı Nitelikleri

İçeriğe Git>
Bilgi Felsefesi
Felsefe

Bilgi Felsefesi

İçeriğe Git>
15. Yüzyıl-17. Yüzyıl Felsefesinin Ayırıcı Nitelikleri
Felsefe

15. Yüzyıl-17. Yüzyıl Felsefesinin Ayırıcı Nitelikleri

İçeriğe Git>
Varlık Felsefesi
Felsefe

Varlık Felsefesi

İçeriğe Git>
MS 2. Yüzyıl-MS 15. Yüzyıl Felsefesinin Ortaya Çıkışı
Felsefe

MS 2. Yüzyıl-MS 15. Yüzyıl Felsefesinin Ortaya Çıkışı

İçeriğe Git>
Copyright © 2024 Bikifi
Star Logo
tiktok Logo
Pinterest Logo
Instagram Logo
Twitter Logo