Türkler, İslamiyet’ten önce Gök Tanrı inancı çerçevesinde semavi bir Tanrı’ya inanır; atalara saygı, kurban ve dua gibi geleneklerle inançlarını yaşatırlardı. Zamanla bazı Türk boyları Budizm, Maniheizm, Hristiyanlık gibi dinleri benimsemiş; ancak bu dinler, Türklerin yaşam tarzına ve kültürüne uygun olmadığı için benlik kaybına yol açmıştır. Buna karşılık, İslamiyet, Türklerin millî yapısıyla uyum sağlamış; onları hem manevî hem de siyasi açıdan güçlendirmiştir.
Türklerin İslam’la ilk temasları, Hz. Ömer Dönemi’ndeki Nihavent Savaşı sonrası başlamış, Talas Savaşı (751) ile dostane ilişkiler gelişmiştir. Bu savaşta Türkler, Çin’e karşı Abbasilerle birlikte savaşmış; bu yakınlık, İslam’ın Orta Asya’da yayılmasını hızlandırmıştır. İdil (Volga) Bulgarları, İslam’ı resmî din olarak benimseyen ilk Türk devleti olmuştur. Ardından Karahanlılar ve Gazneliler İslam’ı kabul ederek Müslüman Türk devletleri kurmuşlardır. En erken Müslümanlaşan boylardan biri Oğuzlar olmuş, bu süreç Selçukluların, ardından Osmanlıların kurulmasına zemin hazırlamıştır.
Türklerin İslamiyet’e geçişinde savaşlar, ticaret yolları, sahabe tebliğleri ve sosyal yapılar etkili olmuştur. Özellikle ribatlar, sınır bölgelerinde İslam’ı yaymakla görevli askerî ve dinî merkezler olmuş; zamanla misafirhane, medrese ve tekke işlevi görmüştür. İslamiyet’in yayılmasında ayrıca fütüvvet teşkilatları ve onların Anadolu’daki devamı olan ahilik büyük rol oynamıştır. Ahilik, esnaf ve zanaatkârları bir çatı altında toplayarak ahlaki ve toplumsal düzeni sağlamış; Anadolu’nun sosyal ve ekonomik yapısını uzun yıllar şekillendirmiştir.






